Poliça’nın Debut LP’si “Give You The Ghost” geçtiğimiz günlerde yayınlandı –öncü klipten daha önce bahsetmiştik. Featuring vokalde Grammy Ödüllü Mike Noyce (Bon Iver), albüm mixinde Jim Eno (Spoon) olunca albüm özel bir ilgiye de mazhar oldu tabi. Ancak daha önemlisi Roma Di Luna’daki güzel folk vokalinden tanıdığımız Channy Casselle’in müthiş ve tartışmalı vokali de albüme dikkatleri çeken bir unsur oldu. Kimileri için vokal artık kabak tadı veren tipik female vocal gruplarından birinin içine dahil edilebilirdi. Dumanlı, çift katmanlı, bol ekolu, biraz dreamy kadın vokali bizim oralara hala yabancı ama dışarıda insanlar sıkılmaya başlamış. Bence bu benzerlik meselesinin kendisi kabak tadı veriyor, kimine hoş geldin beş gittin kimine taklitçi yapıştırması… Sanki dönem dönem herkese geliyor bu gazlar, bana da geliyor, eminim size de geliyordur. Korkmayın seneye tekrar dinleyip “aa ne güzelmiş aslında” diyeceksiniz ya da bilmiyorum.

Albümün bütün parçaları epik bir hava, hep bir hikaye ve süreç hissi taşıyor. Bütün parçalar aşağı yukarı aynı tempoda, bu sebeple tek ve bütün bir parça dinlemiş hissine kapılıyorsunuz albüm bitince. Parçalar yapısal olarak yavaş yavaş yükselen ve durgunluk anlarıyla bölünen –ki bu bölümlerde bazı sözler vurgulanıyor- sonra tekrar yükselen ancak hiçbir zaman belirli bir tempoyu aşmayan parçalardan oluşuyor. Albümün sinematografik bir yanı var: çok iyi yazılmış iki davul set up’ı var, perküsyonun coşmadığı, zaman aldığı, üzerine Channy vokalinin geldiği, ancak hiçbir enstrümanın ilginç bir şekilde birbirini yutmadığı, içermediği bir dizilim var. Birbirini ortaya çıkarıyor, adeta kutsuyorlar. Pis yaralamalı söz yazımı da bence albümün en başarılı yanlarından biri.

Albüm elektronik altyapıların kendini gösterdiği Amongster ile açılıyor. Bence albümün en iyi parçalarından olan I See My Mother en meditatif parçalardan biri: “I see my mother, she’s at the window, she’s letting down her long black hair, she wont let me in there.” Vokalin en fazla öne çıktığı parça da bu. Sonra Afrika davullarının şaman ayini duyguları uyandırdığı, vokalin bin kez yankılandığı, psychedilic, adı üstünde Violent Games geliyor. Parçanın bir bölümünde vokal duruyor ve davul atağı, synthler ve baslarla birlikte coşuyor, işte bu bölümde kalkıp dans ediyorsun, anlaştık? Dark Star’da vokal beş kanal, Channy beşe bölünüp söylüyor şarkıyı. Form kesin bir şeye benziyor ama ben bulamadım ama zorlasam funk-jazz arasında bir yerlerde, Ricardo Ricardo (by Gönül Işık) gibi duruyor -Fist, Teeth, Money de öyle diyebiliriz. The Maker albümün en durgun, en bayık şarkısı, asya tipi doğulu ezgiler girse de kurtarmıyor. Lay Your Cards Out (kliplendirilen parça) albümün favorilerinden, keza Mike Noyce parça sonunda vokaliyle parçaya bir giriyor, adeta ikisi şov yapmaya başlıyor, aynı şekilde Wandering Star’da da hüzne doyamıyorsunuz, ikisini bir araya çok getirmemek lazım. Happy Be Fine biraz atmosferik başlasa da girişte söylediğimiz gibi albümün tipik parça modeline geri dönüyor kısa sürede. Albüm ıslıklı, flütlü keyboardları ön planda Leading To Death ile bitiyor.

Belli ki Poliça Minenapolis’in başarılı seslerinden biri olacak. Demek ki müzisyenleri farklı projelerde bol bol görmek gerekiyor (bakınız Korhan Futacı), çılgın bilim adamı gibi “dur şunla şunu karıştırayım, bakalım ne olacak” diyip havaya uçmayı göze alınca güzel şeyler oluyor gerçekten –sanatta durum bu. Biz de daha çok görmek duymak isteriz, herkesin farklı yirmi beş projesi var, senin niye yok ki?